Arif Altunbaş |
|
Anayasa ve Referandum 28.07.2010 |
|
12 Eylül Anayasası milletin tümünü; kuşatan, kucaklayan bir anayasa olmadığı, halka karşı ve halka rağmen, her sözü söyleme hakkını kendilerinde bulan, darbeciliğin anaforundan kendilerini kurtaramayan generallerin ve kafalarını batı medeniyetinin yollarında yalama yapmış bürokratların istekleri doğrultusunda yaptırılan bir anayasa olduğunu elalem ve herkesce bilinmektedir.
Bu Anayasa zaten, vatandaşı iç tehlike olarak gören güç odaklarının her şeyi kendi kontrollerinde tutup vesayet rejimlerini de yürütebilmek için, hazırlattrıp halka dayatılan ve kabul ettirilen gelmiş geçmiş Anayasaların içinde Anayasa olmaya en layık olmıyanıdır.
Dipcik ve süngüyü ellerinde bulunduran güçlerin kendi halkına karşı kabadayılık tasladığı bir zamanda, milletin önüne konulmuş, "ya anayasayı oylarsın veya yine oylarsın’’ anlayışıyla halkın önüne sürülen sandıktan çıkartılan cebri bir anayasadır.
Despotizmin hukuksal tabana oturtulmak istendiği, bir vesayet rejimini legalleştirmeye yönelik, halktan kopuk, halkı korkutmak için hazırlanmış, darbecilerin sipariş ettiği bir anayasa...
Bu anayasanın tümünün kökten değiştirilmesi şarttır aslında.
Hala; 27 Mayıs,12 Eylül darbesini açıkca savunan faşizm hayranı bürokratlar, askerler, medya patronları ve siyasi partiler sahnede.
Halkımızın inanç ve gücü karşısında, kurdukları kalelerin bir bir yıkıldıklarını, savunma hatlarının teker teker çözüldüklerini görünce, altlarındaki zeminlerin kaymasıyla panikleyip, çılgınlaşan, ne yaptığını ve dediğini bilmiyenler var. Her gün biraz daha eriyorlar. Her gün biraz daha yok oluyorlar. Hırçınlıkları, çılgınlıkları, saldırganlıkları keskin sirkenin küpüne verdiği zarar gibi… Vuruşa vuruşa çekiliyorlar. Yok olmanın dayanılmaz hezimeti ve hafifliği içindeler. Tarihleri o kadar karanlık ki bu güçlerin, cürümleri o kadar büyük ki,
Cumhuriyet adıyla kurulan rejimi, aşiret anlayışıyla yürüttüklerinin farkına varıldığının farkına vardılar. Seçkinler cumhuriyeti haline getirdikleri rejim ağalıklarının, kalelerinin bir bir ellerinden gittiğini ve daha da gideceğinin bilincindeler.
Anayasa değişikliğine hayır demek için meydanlara dökülen partilerin, dün birbirlerini yiyen, birbirlerinin kan düşmanı, can düşmanı olan siyasi görüşlerin bugün birlikte hareket etmeleri, aynı pınardan sulanıp nemalanmalarının bir gereğidir.
Bunların bir çoğu anadan doğma, muhalefettirler. İtikatları bozuktur…
Neyi, neden, niçin istemediğinin ne şuurunda, ne de farkındadırlar.
Bunlar, solcusuyla, sağcısıyla, Türkçüsüyle, Kürtçüsüyle bir millet gibi, sanki zamanımızın Haricileridirler.
Aşırılıkları hem; kendilerine, hem; insanımıza ve hem de; ülkemize ve ülke çıkarlarına zarar vermektedir.
Oruç tutmadığı halde, halkı iftar çadırlarını doldurmaya çağırırlar…
Şer güçlerin odağı haline gelmiş bir partinin lideri, hayırdan bahseder hale gelmişse, yeni bir ayak oyuınu tezgahlanıyor demektir.
Referanduma hayır cephesini oluşturan CHP, MHP, BDP bir birleriyle zıt düşüncelerin ve söylemlerin partileri olmasına, hatta; düşman kardeşler olmasına rağmen, ülke demokrasisinin sınırlarını azda olsa genişletecek olan refaranduma karşı çıkmakla yine, birbirlerinden farklı olmadıklarını göstermektedirler.
Referanduma götürülen hukuk dışılık, darbecilerle hesaplaşma, darbe heveslileri caydırma, vesayet rejimi ortadan kaldırma, ısmarlama anayasanın hiç olmazsa bir kısmının demokratikleştirilmesidir.
Kendi içinde kendilerini seçen ve atayan Anayasa mahkemesi, Sayıştay, Danıştay gibi kurumlarında bu değişiklik ile statükonun emrinden çıkıp biraz daha demokratikleşeceği mukakkaktır.
Artık yargı da muhalefet partisi gibi iktidarla savaşmayı bırakıp, asli görevine dönecek bu referandum sonrası… İkide bir horozlanamıyacak aşiret devletinin yargı ağaları… Halkın huzur ve esenliği için orada olduklarını hatırlıyacaklar cumhuriyet seçkinleri…
Böylece vesayet rejiminin yargı kalesi de, hukukun sınırları içine çekilecek..
Türkiyede artık, olaylar karşısında tavır alabilen, tavır koyan, özgür iradesini kullanmasını bilen, haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı duyarlı ve dik durabilen bir halk ve bu halkın iradesini yansıtan bir iktidar var.
Herkesin bir hesabı varsa, Allahın da bir hesabı vardır. Her zaman olduğu ve olacağı gibi; Allahın hesabı bütün hesaplara üstün gelecektir. Galip gelecek olan, yine mutlaka Allah ve onun taraftarları olacaktır.
|
|
| e-mail Yazarın diğer yazılarına Yazarlar bölümünde ulaşabilirsiniz. |
