Hüseyin Kerim Ece

Şunlar gibi olmayın! -2- 24.01.2012


b-Açık belegelere rağmen tefrikaya düşenler gibi olmayın


Kur’an müslümanları –yukarıda geçtiği gibi- bazı kişiler ve toplumlar gibi olmaktan sakındırıyor. “Sakın ha bu adamlar gibi olmayın” diyor.


Bütün insanlar Allah’ın kulu olduğuna göre niçin Allah (cc) bazı kimselere benzemeyi, onlar gibi olmayı yasaklıyor, uyarıcı ifadeler kullanıyor?
        

Bunun sebebi bu adamların veya toplumların yanlışlarıdır. Kimisi kendisine zarar verecek, kimisi toplumu ifsat edecek işleri yaptılar (yapıyorlar). Hem kendilerini, hem çevrelerini rahatsız ettiler (ediyorlar). Sahip oldukları fikirler sebebiyle, yaptıkları yüzünden doğru yoldan saptılar (sapıyorlar).
        
-Dinde tefrikaya düşenler


Bir âyette şöyle buyuruluyor:


“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra tefrikaya düşen ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” (Ali İmran, 3/105)
        

Kendilerine apak açık isbatlar geldiği halde tefrikaya ve ihtilafa düşenler gibi olmak...


Kimdir bunlar? Apaçık delillerden maksat nedir? Hangi konularda birleşmeleri gerekirken ayrılığa düştüler? Buradaki ihtilaf nasıl bir ihtilaftır? Tefrikaya düşmek ne demektir?


Bu gibi soruların cevaplarını diğer ayetlerin yardımıyla aramaya çalışalım.
Bir çok tefsirciye göre kendilerine açık ve sağlam belgeler geldikten sonra din konusunda yine de tefrikaya düşenler yahudiler ve hırıstiyanlardır.  (Zamahşerî, Keşşaf 1391. Kurtubî, Tefsir s:714)


Aslında kötü olan farklı fikirde olmak, görüş farklılıkşları değil, bu görüş farklılığının inanç birliğini bozması, farklı düşünenlerin kendi anlayışlarını din haline getirmesidir.


Âyette yasaklanan bu olsa gerektir. Yoksa insanların hepsinin aynı akıl kapasitesinde, aynı anlayışta olduğu beklenmemelidir.


Kaldı ki Allah (cc) ilk insandan beri insanlara hak dini öğreten elçiler göndermiştir. (Bekara, 2/151. Hadid, 57/25. Ra’d, 13/30. İbrahim, 15/40. Nahl, 16/36)
“Geçmişte peygamberlerin getirdikleri kitaplara ve apaçık delillere rağmen insanlar, anlamsız ve faydasız tartışmalar yüzünden asıl görevlerini unutmuşlar ve kendilerine tevdi edilen emaneti koruyamamışlar. İçine düştükleri ayrılık, toplumun bölünmesine ve parçalanmasına sebep olmuştur. Bu yüzden Allah müslümanları uyarmakta, geçmiş milletlerin düştüğü hataya düşmemelerini emretmektedir.” (Kur’an Yolu, 1/481)


Burada, Peygamberlerin getirdiği apaçık delillere ve hidayet'e kavuşan, fakat daha sonra hidayet'in ana prensiplerinden ayrılıp, çok küçük ve önemsiz meselelere dayanarak kendilerini farklı farklı gruplara ayıran, anlamsız ve faydasız tartışmalarla uğraşan topluluklardan bahsediliyor.  (Mevdudi, Tefhim, 1/285)
        

Kendilerine apaçık, ikna edici ve inandırıcı sapasağlam deliller, ilâhi belgeler geldiği halde, Allah’ tarafından görevlendirilmiş elçiler gerçeği bütüm çıplaklığı ile anlattıkları halde, kendi hevalarına uyup sapıtanların bir mazereti olamaz. Böyleleri ilâhî Hakikat’ten uzaklaşıp kendi görüşlerini neredeyse din haline getirdikleri için, aralarında fikir ayrılığı olmuş, ihtilafa düşmüşlerdir. Herkes kendi fikrini ve aklını beğendiği için tarih boyunca ortaya pek çok inançlar, mezhepler, tapınma şekilleri, kutsallar, tanrılar ve benzeri şeyler çıkmıştır.
        

Halbuki insanları yaratan Allah (cc) onlara şunu haber verdi:
Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı...” (Şura, 42/13)


Dini ayakta tutmak ‘ekımu^d-dîn’ şeklinde geçiyor. Bir şeyi ikame etmek, onu ayağa kaldırmak, doğrultmak demektir.  Buradan hareketle dinin ikame edilmesi, dini fiilen yerine getirmek ve yaymak demektir.  Kur'an, "Namazı ikame edin" diye buyuruyor. Doğal olarak bundan, sadece namaza çağrıda bulunmak ve tebliğ etmek anlamı çıkmaz. Bu emirle namazın tüm şartlarıyla birlikte kılınması ve mü'minler arasında uygulanması kastolunmaktadır.


Bu bağlamda peygamberlere, dini ikame edin emrinin verilmesi "Hak dini hak kabul ettikten sonra daha da ileri giderek, dinin tam anlamıyla uygulanmasını ve her işin dine göre düzenlenmesini sağlayın" demektir. (Mevdudi, Tefhim 5/222)
Çünkü Allah’ın insandan istediği de zaten budur.


“Oysa kendilerine, dini yalnız Allah'a halis kılarak ve muvahhidler olarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmiştir. İşte doğru din budur.” (Beyyine, 98/5)
        
      

-Tefrikanın sebebi


 Önceki kitapların muhatapları Hakikatin bilgisi kendilerine ulaşmasın arağmen din konusunda birlik olmadılar.


“Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler...”  (Şura, 42/14)


Görüldüğü gibi böyleleri cahil oldukları, kendi başlarına sahipsiz kaldıkları  için görüş ayrılığına düşmediler. Tam tersine, kendilerine yeterli ve aydınlatıcı Hakikatin bilgisi (vahiy) geldikten sonra ayrıldılar, parçalandılar. Birbirlerini tepelemek, içlerindeki kıskançlık duygusunu tatmin etmek, hem kendilerine, hem de gerçeğe haksızlık etmekti asıl gerekçe. Azgın ihtirasların, sınır tanımaz arzuların etkisi ile parçalandılar.  (S. Kutub, Tefsir, 5/3148)


Şu âyetlerde tefrikaya düşenlerin ehl-i kitap olduğu ve tefrikaya düşme sebepleri daha açık bir şekilde vurgulanıyor.


“Kendilerine kitap verilenler ancak o açık delil (Peygamber) kendilerine geldikten sonra ayrılığa düştüler.” (Beyyine, 98/4)


Bu tanımlama yahudileri ve hristiyanları değil, Hz. Muhammed’den (sav) önceki bütün dinî öğretilerin mensuplarını da kapsayabilir.  (İbni Kesîr).


“İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.” (Bekara, 2/213)

 

İnsanlar da yaratılışları gereği yaratılışın başında bir tek toplum idiler. Âyetin öncesi ve sonrası bunu gösterdiği gibi, şu ayette de bu vurgulanıyor:  "İnsanlar ancak bir tek milletti. Sonra görüş ayrılığına düştüler." (Yunus, 10/19) Bunun üzerine Allah (cc) hakka itaatin ve ona uymanın sevabını müjdeleyen, hakka aykırı davranmanın ve karşı gelmenin cezasını anlatarak korkutan peygamberler gönderdi ve hakka dair kitap da indirdi ki, insanlar arasında görüş ayrılıklarına düştükleri konularda hakim olsun, çekişmeyi ve haksızlığı ortadan kaldırıp hakkı yerine getirsin.


Ama ne yazık ki insanlar bu indirilmiş kitap hakkında da görüş ayrılıklarına düştüler. Başkaları değil, bizzat o kitaba nail kılınmış olan Kitap ehli. Bu görüş ayrılığının sebebi de, aralarındaki azgınlık ve kıskançlık, ileri gitmek ve peygamberlerle bile yarış etmek iddiası idi.


Eğer bu görüş ayrılığı açık ve kesin hükümlü âyet ve delil bulunmayan, âyetlerde değinilmeyen noktalarda olsaydı bunda sorun yoktu. Ancak bunlar böyle yapmadılar. Hakkında nas (dini delil) bulunan konularda görüş ayrılığına düştüler. Oysa nassın bulunduğu konularda ictihada izin yoktur.


Kendilerine kitap verilenleri bu derin ihtilafları tarih boyunca insanların aklını karmakarışık etti, hukuk çiğnend, ahlâk ve toplum düzeni bozuldu. Kitaba sarılmakla elde edecekleri nimetleri ve sonuçları kaybettiler. Bunun sonucu olarak da hatır ve hayale gelmez belâlara düştüler. (Elmalılı, Tefsir, 2/71)


Bu gerçek başka bir ayette şöyle vurgulanıyor:


“Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur.”  (Ali İmran, 3/19)


Aynı hataya İsrailoğulları da düştüler.
        

“Din konusunda onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.”  (Casiye, 45/17)


 “Tevrat gelinceye kadar tek millet idiler. Tevrat geldikten sonra daha bir bütünleşecekleri yerde paramparça oldular.” (M. İslamoğlu, Meal, s: 993)
        
-Son Kitabın indiriliş sebebi


Kur’an’ın indiriliş amacı işte öncekilerin ihtilaf eetikleri, farklı anlayışları sebebiyle tefrikaya düşüp parçalandıkları hususlarda hak bilgi verme, insanları doğru yola davet etmektir.


“Biz bu Kitab'ı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik.”  (Nahl, 16/64)


Bu Kitaba inandığını söyleyen kimseler de tıpkı önceki kitaplara muhatap olanlar gibi yapmamalılar. Onların hatasını tekrar etmemeliler. Kitaba uyma ve onun anlama konusunda onların tavrını takınmamalılar.


Yoksa onlar gibi tefrikaya düşerler, parça parşa (hizip hizip) olurlar. Birbirlerine düşerler. Hem kuvvetleri gider, hem düşmanları karşısında rezil olurlar, hem de hakta olduklarını zannederek gerçekte haktan saparlar.

 

Tekrar hatırlamak gerekir ki söz konusu sakınca farklı görüşte olmak değil, farklı görüşleri din zannedip onların peşine gitmektir..

 

e-mail
Yazarın diğer yazılarına Yazarlar bölümünde ulaşabilirsiniz.