Hüseyin Kerim Ece

 

Kur'an'da yol (sebil) ile yapılan tamlamalar 10 28.04.2021


9- Mücrimlerin yolu (sebîlü’l-mücrimîn)

Mücrim'in aslı ‘ce-ra-me’ fiili; sözlükte bir şeyi kesmek, hurma ve benzeri ağaçların meyvesini kesmek demektir.

Bu kökten gelen ‘icrâm’; kesme işini yapmak, ‘cürm sahibi’ olmak demektir. Bu da benzetme yoluyla kerih, iğrenç, fena görülen kazanç sahibi olma anlamı kazandı.

Kartalın yavrularına yiyecek götürmesi bu fiil ile anlatılır. Bunun sebebi de onun diğer kuşları öldürerek kendi yavrularını doyurmasıdır.

Buna göre ‘cürüm’, kötü yollardan kazanma anlamına da gelir. Buradan hareketle suç ve günahlara da cürüm denmiştir.

Bu şekilde suç işleyip kötü kazanç elde edenlere de ‘mücrim’ denilir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 128)

Cürüm, haddi aşmak, günah, günah işlemekte aşırı olma demektir. Kazandıklarıyla günaha girme demektir.

Mücrim, cürüm işini yapan, yani günahkâr demektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 3/129-130)

Dahası ‘mücrim’; günah kazanan, kötülük yapan, Allah'ın haram ettiklerini cesurca işleyen, bundan dolayı ilâhi cezayı hak edendir.

Kur’an’da ‘mücrim’, daha çok inkârcıların bir sıfatı olarak geçmektedir.

Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler! Biz mücrimleri (suçluları) işte böyle cezalandırırız.” (A’raf 7/40)

Bütün müşrikler ve inkârcılar yaptıklarıyla, yani inkâr ve Hakk’tan yüz çevirmeleriyle devamlı ‘cürm’ işleyip ‘mücrim’ olurlar. Kendileri açısından bunu çok güzel zannedip yaparlar ama İslâma göre onlar kötü, yanlış, kendilerine zarar verici bir kazanç elde ederler.

Mücrimler Allah (cc) tarafından yasaklanan bölgelerde dolaşırlar ve cehennem kazandıracak eylemler peşinde olurlar.

Mücrimler tıpkı müstekbirler (büyüklük taslayanlar) gibi Allah’ın âyetleri karşısında inat ederler, kibirlenirler ve hakka karşı baş kaldırırlar. Tercih ettikleri yol kendilerini doğruya ulaştırmaz, yaptıkları kendilerine kötü sonuçlar kazandırır. (Ece, H. K. İslâm'ın Temel Kavramları, s: 439)

Bundan dolayı da ahirette cehennem azabını hak ederler.

Şüphesiz mücrimler cehennem azabında devamlı kalacaklardır. Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler.” (Zuhruf 43/74-75)

Mücrimler, istediklerini yaparak bununla kendilerine göre kâr ettiklerini, iyi şeyler yaptıklarını zannderler. Oysa onlar bu anlayış ve tutumları ile tam bir sapıklık ve şaşkınlık içindedir. (bkz: Kamer 54/47) Ancak böyle olduklarını da bilmezler, belki de kabul etmezler.

Kur’an’ın mücrim dediği suçlular, kendileri gibi olmayan, Âhirete inanıp Allah’a kulluk yapan mü’minlerle alay edip gülerler.

Şüphesiz mücrimler (günahkârlar), (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı. Mü’minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı. Mü’minleri gördükleri vakit, “Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir” diyorlardı.” (Mutaffifîn 83/29-30, 32)

Ama yarın hesap günü de mü’minler onların haline gülecekler. (Mutaffifîn 83/34)

Allah (cc) kendisinden gelen vahyi (hakikatleri), Kur’an’ın haber verdiklerini kabul etmeyip yalanlayanlara “O gün vay yalanlayanların hâline!” diyor. Arkasından da onlara hitap ederek; “Ey (hakikati) yalanlayanlar! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın (bakalım)! Şüphesiz sizler mücrimlersiniz (suçlularsınız).” (Mürselât 77/45-46)

Kur’an mü’minleri cürm işlememeleri konusunda uyarıyor:

Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi cürüm işlemeye, yani adaletsizliğe itmesin...” (Mâide 5/8. Bir benzeri: Mâide 5/2) 

Kur’an, mü’minleri ‘mücrim’ dediklerinin yoluna uymaktan da sakındırıyor.

Mücrimlerin yolu (sebîlü’l-mücrimîn) tamlama olarak bir âyette geçiyor. (En’am 6/55)

Allah (cc) insanlara hakkı ve bâtılı, rüşd yolunu ve ğayy (sapıklık) yolunu, hidâyeti ve dalâleti, Allah’ın yolunu ve şeytanın yolunu, mü’minleri selâmete götürecek yolu ve mücrimleri felakete götürecek yolu vahiy (Kur’an) ile açıkladı.

Bir kaç âyet bu gerçeğe işaret ediyor.

(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl 16/44,

Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.” (Nahl 16/64.

... O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.” (Bekara 2/221. Âli İmran 3/103. Bir benzeri: Nisâ 4/115)

Doğru yol ve sapıklık yolu net bir şekilde açıklandıktan sonra artık sorumluluk ve tercih insanlara aittir. (Bekara 2/256) Herkes sonucuna katlanmak şartıyla istediği yolu seçebilir.

En’am Sûresi’nin bu bölümünde bir kaç hakikatin altı çiziliyor:

En’am 6/51. âyette Rasûlüllah’a; mahşer gününden korkup-endişe eden, Allah’a döneceğine ve O’ndan başka şefaat edecek kimse olmadığına inanan kimseleri Kur’an’la uyarmasını emrediyor. Zaten ilahi uyarını ancak takva sahipleri dinler.

En’am 6/52. âyette Allah (cc) yine Allah’a inanıp dua eden mü’minleri yanından uzaklaştırmamasını söylüyor. Bunu yaparsa o bir zorba olmuş olurdu. Onların bir hatası varsa, hataları kendilerinedir.

En’am 6/53. âyette müslümanların karşısında inkarcıların tutumu söz konusu ediliyor. Vahyin indiği dönemde küfrün önderleri mü’minleri küçümseyerek “Allah bunlara mı lutfetti” dediler. Âyet Allahın dilediğine lutfetmesi bir deneme sebebi olduğunu söylüyor. (O dilediğine dilediği yetenekleri, imkanları verir ve kimin şükredeceğine bakar.)

Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki onları kovasın. Eğer kovarsan zâlimlerden olursun.

Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?” (En’am 6/52-53)

En’am 6/54. âyette Rabbimiz Elçisine (sav) kendisine gelen mü’minlere iyi davranmasını, isteklerine cevap vermesini, tevbe edenlerin af ile müjdelemesini emrediyor.

Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim câhillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (En’am 6/54) buyuruyor.

En’am 6/54. âyette bir bildiri var. Âyetlerin uzun uzadıya açıklanmasının sebebi mücrimlerin gittiği yol açıkça belli olsun, mü’minler hem mücrimleri hem de gittikleri yanlış yolu iyi tanısınlar diye... Bu bölümdeki ayetlerin başı ile sonu arasında bir bağlantı var. Kur’an’ın öğüt ve uyarılarından ancak İslâmi davete gönül verenler istifade ederler. (İzzet, Derveze, et-Tefsîru’l-Hadîs (çev.), 3/52)

Ey Muhammed, sana, âyetlerimize İman edip, delillerimizi kabul edenler gelir de daha önce işlemiş oldukları günahları hususunda senin yol göstermeni isterlerse sakın onları ümitsizliğe düşürme. “Ve onlara de ki:...” (Taberî, İbni Cerir, Câmiu’l-Beyân, )

Yukarıdan beri devam eden âyetlerin inzal edilmesinin gerekçesini de şöyle ifade ediyor:

Mücrimlerin (suçluların) yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.» (En’am 6/55)

Bu âyet iki şekilde açıklanmış: “Mücrimlerin (suçluların) yolu ortaya çıksın diye”... Diğeri; “(Ey Peygamber), mücrimlerin (suçluların) takip ettikleri yolu tanıyasın diye”... (İzzet, Derveze, et-Tefsîru’l-Hadîs (çev.), 3/51)

Sanki şöyle deniyor: “Ey Muhammed, putlara tapan müşrikler hakkındaki delillerimizi buraya kadar açıkladığımız gibi, bundan sonra da, inkârcıların inkâr ettikleri her hak hususundaki delillerimizi açıklayacağız. Böylece suçluların gittiği yol açıkça ortaya çıkmış olsun.”

Allah (cc) hak ve hakikat ortaya çıksın, mücrimlerin ve mü’minlerin gittiği yol, hayat anlayışları belli olsun diye âyetlerini böyle açıklıyor, beyan ediyor. Hem de çok net, anlaşılır bir biçimde. Bunu hem Peygamber hayatında onların yanlış, sapık, günaha giden yollarını bizzat görsün, hem de arkadan gelen mü’minler bilsinler diye... Ama Peygamber hayatında mücrimleri yanlış, sapık yollarını, gidişatlarını görüyordu. Aslında buradaki Peygamber’e hitap aynı zamanda mü’minlere hitaptır, dense yanlış olmaz. Buna göre mana, siz (Muhammed ümmeti) günahkârların yo­lunu açıkça göresiniz diye, demek olur.

Zımnen, “ve mü'min­lerin de yolu açıkça belli olsun diye”. Mücrimlerin (günahkârların) yolu açıkça belli ise, bu­na bağlı olarak mü'minlerin yolu da açıkça bellidir. Onların gittiği yol bâtıl, mü’minlerin üzerinde olduğu yol hak; sırat-ı müstakîm, sebîlü’r-reşâd, yani İslâmdır.

Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk (rüşd) sapıklıktan (ğayy’dan) iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu (uydurma tanrıları) tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bekara 2/256)

Yol (anlamına gelen sebîl); müzekker olarak da, müennes olarak da ge­lir. "Hidâyet yolunu bilseler, onu yol edinmezler" (A'raf 7/146) buyruğunda müzekker; "Ne diye Allah'ın yo­lundan alıkoyarsınız" (Âl-i İmran, 3/99) buyruğunda da müennes olarak gel­miştir. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an,)

Rabbimiz Güzel Elçisine kendisinden korkup sakınanları Kur’an ile uyarmasını emrediyor. (En’am 6/51) Arkasından da sabah akşam Allah’ın rızasını isteyenleri yanından kovmamasını söylüyor.

Rab’lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma...” (En’am 6/52)

Bir benzeri:

Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.” (Kehf 18/28)

Müşriklerin hz. Peygamberden, onların fakir, köle, aşağı sınıf saydıkları kimseleri yanından uzaklaştırmalarını istedikleri hakkında kaynaklarda bazı rivâyetler var. Sa’d b. Ebi Vakkas’tan “...sabah akşam O’na dua edenleri yanından kovma...” (En’am 6/52) hakkında şöyle demiş: “Biz Peygamberin yanında altı kişiydik. Bu âyet benim, İbni Mes’ud ve diğer dört kişi hakkında indi. Zira müşrikler “bunları yanına yaklaştırma” demişlerdi.” (Müslim, F. Sahâbe/5(45) no: 6240)

Sa’d’dan gelen bir başka rivâyet de şöyle: “Biz altı kişi Rasûlüllah’ın yanında idik. Müşrikler ona; “bunları yanından uzaklaştır, onlarla beraber olmayı kendimize yakıştıramıyoruz” dediler. O zaman ben, İbni Mes’ud, Huzeyl’den bir kişi, Bilâl ve isimlerini unuttuğum ikişi orada idik. Rasûlüllah bunu (galiba) düşündü. Allah (cc) bu âyeti indirdi.” (Müslim, F. Sahâbe/5(46) no: 6241)

Sa’d b. Ebi Vakkas’tan rivâyet edildiğine göre bu âyet altı kişi hakkında indi. Ben, Abddullah b. Mes’ud ve diğer dört kişi. Kureyş müşrikleri Rasûlüllah’a “bunları yanından uzaklaştır, bunlarla sana tabi olmaktan utanıyoruz dediler. Bunun üzerine bu âyetler “mücrimlerin yolu” kadar indi. (Hâkim, el-Müstedrek, 3/360. İbn Hibban, Sahih, 14/535)

Taberî’nin rivayetine göre Kureyş kafirlerinden Utbe b. Rebi’a, Şeybe b. Rebi’a, Mut’ım b. Âdiy, Hâris b. Nevfel Ebu Talib’e “Eğer kardeşinin oğlu bu köleleri yanından kovarsa gözümüzde daha büyür” dediler. Ebu Talib gelip bunu Peygamberle konuştu. Ömer b. Hattab “böyle bir şeyi konuşsak da bunların ne istediklerini öğrensek” demiş. Bunun üzerine bu âyet indi. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, en-Nisabûrî, el-Vâhidî. Esbâbu’n-Nüzûl, s: 161-163. İmam Suyûtî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 179-180)

Ancak müfessirlerin çoğu En’am Sûresinin tamamının birden indiğini bildiren haberleri dikkate alarak bu âyetin söz konusu olayla ilişkisi olamayacağını söylemişler. Âyet böyle bir olay üzerine inmiş olsa bile bu olayın âyetteki evrensel ahlâki ölçünün ortaya konulması için bir vesile olduğu düşünülmeli. (Komisyon, Kur’an Yolu DİB, 2/325)

Bu âyetteki mücrimler (suçlular) öncelikle Rasûlüllah döneminde suçsuz müslümanlara haksızlık eden, İslâmî davete hakaret eden, engel olmaya çalışan, dolaysıyla karşı suç işleyen kimselerdi. Ama mücrimler sadece onlardı demek âyetin manasını ve uyarısını daraltır. Eskiden ve günümüzde, nerede olursa olsun; İslâma karşı aynı tavrı gösteren, Allah’ın ölçülerine aldırmayan, O’nun kötü, zararlı, haram dediği işleri zevkle yapan herkes mücrimdir (ilâhi ölçü açısından suçludur).

Dolaysıyla onların gittiği yol yanlıştır, sapıklıktır, tehlikelidir. Onların yoluna uyanlar da aynı sonuçla karşılaşırlar.

Onların yolu, gidişatı, hayat anlayışları, kafa yapıları, bu yanlış yolda yürüyerek varacakları kötü akibet belli olsun diye Allah (cc) âyetlerini, vahyi böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyor. Abartı olmaksızın, yaldızlamadan... Zira Allah yolunun (hidâyetin) buna ihtiyacı yoktur.

Vahyin âyetleri, belge ve isbatları açıktır, vazıhtır, hiç bir şüpheye yer vermeksizin kesindir. Bunlardan sonra insanların başka bir mu’cize aramalarına, beklemelerine gerek yoktur. Kur’an’ın anlattığı konular gözler önündedir ve anlaşılır.

Kur’an’ın davet, ikna, çağrı metodu ve stratejisi böyledir. O sadece doğru yolu (mü’minlerin yolunu) açıklamakla kalmaz, mücrimlerin de, tanrılara tapanların da, azgınların da gittikleri yollar belli olsun, anlaşılsın diye onları açıklar. Böylece hak ve bâtıl bir de bu şekilde ortaya çıksın.

Bu bir yol ayrımıdır, kesin bir çizgidir ve Kur’an’ın metodudur. Günahkârların yolu belli olunca, mü’minlerin gittiği yol da belirginleşir. Hakka tabi olanlar, bâtılı tanırlar. Hakkın temamen hayır, bâtılın temamen şer/kötülük, hüsran olduğunu anlarlar. Kendileriyle günün şartlarında, farklı araçlarla mücadele eden, savaşan, düşmanlık besleyenlerin bâtıl ehli oldukları da ortaya çıkar.

Bu açıklama, mü’minlerin gizli veya açık hasımlarını da tanımalarını sağlar. Zira onlar mücrimdir, aşırı günah işlemektedirler ve gittikleri yol yanlıştır.

Diğer taraftan küfrün, kötülüğün, mücrimliğin ortaya dökülmesi, imanın, hayrın ve iyiliğin netleşmesi için de gereklidir. Âyetin hedeflerinden biri de budur. Mücrimlerin inanç yapıları, anlayışları, ahlâkları, mantaliteleri açıkça bilinmeli ki, mü’minler onlara aldanmasınlar ve üzerinde oldukları hidâyetin (sırat-ı müstakîm’in) değerini bilsinler.

Mücrimlerin yolu, mü’minlerin yolu: İkisi birbirine zıt, ikisi ayrı ayrı yollar... Birbirine karışmayan iki ayrı renk, iki ayrı boya... (Kutub, S. fi-Zılîli’l-Kur’an, )


-Sonuç olarak

Âyetlere göre; hak, isabetli, dosdoğru, müstakım ve hidâyet olan, yani mü’minlerin yolu açıktır, bellidir. Bunların tersi ise mücrimlerin gittikleri yoldur. Onların yolu ise eğri büğrü, tehlikeli, dolambaçlı, hedef şaşırtan ve ateş çukuruna götürücüdür. Onların yolu; kurtuluş değil felakettir, saadet değil şekâvettir (bedbahtlıktır). Hak değil bâtıldır. Fıtrata ugun değil fıtrata terstir. Ödül kazandıcı değil ceza kazandırıcıdır. Sevinç ve mutluluk aracı değil, acı ve hüzün sebebidir.

 

e-mail
Yazarın diğer yazılarına Yazarlar bölümünde ulaşabilirsiniz.