Zafer Gençosman |
|
Kırgızistan’da neler oluyor?12.06.2010 |
|
|
Etrafı Çin, Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan'la çevrili stratejik öneme haiz bir Orta Asya ülkesi olan Kırgızistan, Sovyetlerin dağılmasından sonra 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmiş ve bağımsız Kırgızistan'ı ilk tanıyan ülke olarak da Türkiye tarihe geçmiştir. Kırgızitan'ın nüfusu yaklaşık olarak 4,5 - beş milyon civarında olup ülke nüfusunun çoğunluğunu Kırgızlar, daha sonra Özbekler, Ruslar, Tacikler ve Stalin zulmüne maruz kalarak sürgün edilmiş diğer milletlere ait Kırgız vatandaşları oluşturur. Başkanlık sistemi ile yönetilen Kırgızistanda köklü demokrasi, devlet geleneği ve kültürü olmadığı için sık sık halk ayaklanmalarına ve iç karışıklara maruz kalmaktadır. Devlet başkanı olarak seçilenler en kısa zamanda ülkedeki çözüm bekliyen sorunlara eğilme yerine, kendi şahsi sorunlarıyla ilgilenmektedirler. Fazla bir geliri olmayan halk kitleleri, yapılan tek taraflı haksız uygulamalardan, zamlardan, fiat artışlarından, rüşvet ve kayrımcılıktan dolayı diktatörleşen yönetime karşı ufak bir huzursuzluk baş gösterince, ayaklanarak ortalıkta ne eline geçirirse yağmalamayı bir gelenek haline getirmiştir. Bedevi toplumların ortak özelliği olan yağmalama normal bir hareketmiş gibi halk kitlelerince ayıplanmayıp kınanmamaktadır. Tabiî ki devlet otoritesi, askeri ve polis birliklerinin başında olanlar, devlet başkanının iki dudağı arasından çıkacak bir sözle tayin edilip görevden alındığı için halktan kopuk ve halka karşı bir tutum ve görünüm içindedirler.
Herhangi bir karışıklıkta ne devlet başkanını tutmaktalar ne de olayları yatıştırmak için ciddi bir gayret içinde bulunmaktadırlar. Bunu çok iyi bilen ve analiz eden dış güçler, onun için Kırgızistandaki oyunlarını rahatça oynayabilmekte ve oynatabilmektedirler. Eskileri eleştiren ve beğenmiyen yeniler de, çok kıda zamanda geçmişten ibret almayarak, adaletli bir gelir dağılımı ve ülkeye güzel hizmetler ortaya koyamayıp, eleştirdikleri eskiler gibi olmaya başlayınca, bir müddet sonra eski yönetimlerin akibeti onların da başına geliyor. Yani tarih tekrar tekerrür ediyor. Tabi ki bu huzursuzlukların, kargaşaların tek sebebi bunlar değil sadece. İngilizler güney Kırgızıstan sınırlarından başlıyan Vergana vadisini işgal edince yerli halk Özbek Kırgız demeden meşhur Basmacılar hareketine katılarak İngilizlere kan kustururlar, tabiî ki daha sonra rus isgalcilerine de aynı şekilde direnirler. Kuzeyli Kırgızlar Güneylilere daha çok bunlardan dolayı iyi gözle bakmazlar. Güney Kırgızistan halkı (Özbek-Kırgız) kuzeylere bakarak biraz daha muhafazakar görünmesi de bu bakışın sebeplerinden biridir. Doksanlı yıllarda (Celalabad, Özgen, Osh, Karasu, Nougat, Aravan vs. gibi) Özbekistan sınırındaki güney illerde meydana gelen kanlı Kırgız-Özbek çatışması da ayrı bir bağlamda incelenmesi gereken bir konudur.
Bir ülkede yönetim ne kadar zayıf olursa; O ülke üzerinde oyun oynayan küresel güçlerin de harek kabiliyetleri o kadar kolaylaşır.. Maalesef iktidar olan ve olmak istiyen bazı aç gözlü Kırgız yöneticilerinin bir çoğu burunları dibinde oynanan devlerin oyunlarından ya haberleri yok veya çaresizlikten ve aymazlıktan dolayı, olayı seyretmekle yetinmektedirler. Bir kısım politikacılar ve yöneticiler de şahşi menfaatlerini ve çıkarlarını ülke çıkarlarından üstün tutarak uluslar arası bu oyunların içinde ya seyirci veya aktördürler. Kırgız halkının büyük çoğunluğu oynanan oyunların farkında değil; aş, iş ve geçim derdindedir. Entelektüel birikimi az, demokratik basın ve özgürlüklerden uzak, özeleştiriden rahatsız olan ve yıllardır Sovyet eğitim ve kültür propagandası altında kimlik ve kişilikleri yozlaştırılan, Cengiz Aytmatovun değişiyle Mankurtlaştırılan bir toplumdan fazla bir reaksiyon beklemek de saflık olur.. Ancak; Türkiyede, İslam ve batı ülkelerinde okuyup Kırgızistana dönen entelektüellerin gayret ve çalışmaları ile Kırgızistanı gerçekten kendi menfaatlerinden ve çıkarlarından çok seven lider ve bürokratların ortak ve öz verili çalışmaları ile Kırgızistandaki iç karışıklar, kavgalar ve darbeler önlenebilir. Kırgızistan kendi ayakları üstünde durabilen, kendi yolunu çizebilen, kendi geleceğini kendisi tayin edebilen bir ülke olabilmesi için devlerin oyununun bir parçası değil, kendi oyununu kendi milli çıkarlarının doğrultusunda oynamalıdır. Kırgızistan; dini, milli ve kültürel kimliğine kavuşmadan, siyasi ve ekonomik bağımsızlığına da kavuşamaz ve dış güçlerin güçlü rüzgarları karşısında da dik durabilme şansı yok denecek kadar azdır.
|
|
| e-mail Yazarın diğer yazılarına Yazarlar bölümünde ulaşabilirsiniz. |
